Sivas Gezi Rehberi

17 Şubat 2012 · Zehra Arslan

Yıllardır hep merak ettiğim bir şehirdi. Ancak Sivas’ı daha bir değişik canlandırmıştım kafamda. Bana göre çok tarihi bir şehirdi eski evler, eski sokaklar göreceğim tarih dolu bir şehir beklerken, karşıma çok farklı bir yer çıktı. Sivas kocaman binaların yükseldiği ama bu binaların kenarında da bir çok gecekondu mahallelerinin yer aldığı, bir de tabi yeni anlayışla site içi yerleşimlerin oluşturulduğu bir kent olmuş. Eski merkeze gittiğimde ise tarihi mekanların etrafının bilgisizce betonlaştırıldığını gördüm. Maalesef restorasyon mantığı yerine müteahhit mantığı ile yapılan ve adına tadilat dediğim çalışmalar bir çok güzel eseri tahrip ettiği gibi buradakileri de tahrip etmiş. Kubbesi çöken bir binanın önüne kum çimento getirip bunlarla çatının kapatılmasının hala restorasyon olduğu zannediliyor ülkemizde.

Sivas’da bir çok tarihi eseri bir arada göreceğiniz yer kent meydanı. Burada en çok merak ettiğiniz yapı Çifte Minareli Medrese sanırım ancak yapıyı gördüğünüzde tamamen hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Maalesef 1271 yılında inşa edilmiş bu muhteşem eserden geriye sadece 2 minare kalmış durumda. Üzeri açık olan iç kısımda ise bir kısım mermer yer döşemesi üzerine eski sütunlarla ilgisi olmayan yeni sütunlar, herhalde restorasyon yapıldığı zannedilerek konulmuş. Çifte Minare’nin hemen karşısında Şifaiye Medresesini göreceksiniz bu yapı Çifte Minareye nazaran çok daha iyi durumda.

Bu iki yapının arasından süzülürseniz hemen meydanda Buruciye Medresesi’ni göreceksiniz. Bu yapının içine girip çay, kahve içme imkanınız var. Ayrıca hediyelik eşya satan iki dükkanı da ziyaret edin derim. Gümüşe meraklıysanız burada Selçuklu’da çokca kullanılan hayat ağacı motiflerini ve Selçuklu’nun sembolü olan Çift Başlı Kartal’ını gümüş kolye ucu, küpe veya başka eşyaların üzerine işlenmiş hallerini bulabilirsiniz. Ancak bunun için şehrin içindeki gümüşçülerde çok daha fazla çeşit bulacaksınız, bu nedenle karar vermeden önce biraz bakınmakta fayda var. Özellikle de Taşhan taraflarındaki gümüşçülerde bol miktarda farklı şeyler bulabilirsiniz.

Selçuklu’nun kendisine sembol olarak Çift Başlı Kartal’ı seçmesinin nedeni hiç şüphesiz Kartal’ın yenilmezliği ve gücü temsil etmesi. Her iki tarafa bakması da her yerde güçlü oldukları ve kontrol ettiklerinin göstergesi. Bir de sıkça gördüğümüz Hayat Ağacı Motifi var. İsmi bile kulağa çok hoş geliyor. Eskiden atalarımızın inandığı Şamanizme göre Hayat Ağacı dünyanın merkezini belirleyen ağaç olarak adlandırılıyor. Yani her şeyin başlangıcı. Bu ağaç genellikle Kartal ile birlikte yer almış. Selçuklu döneminde ise cennet anlamı kazanmış ve bir çok yapının veya eşyanın üzerine resmedilmiş. İşte bu güzel anlamı olan ağacın gümüş eşyalarını bugün Sivas’da bulmanız mümkün.

Kent meydanında bir yapı varki görünce hemen tanıyacaksınız. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken Atatürk’ün Sivas’da düzenlediği kongreye ev sahipliği yapan bina hemen meydanın üst kısmında. 2 Eylül ile 18 Aralık 1919 arasında karargah olarak da kullanılan bu bina bugün müze olarak hizmet veriyor.

Şehrin bu tarihi merkezinden kaleye doğru yürürseniz karşınıza Gök Medrese çıkacak. Kaleye çıkarak Gök Medrese’yi önce tepeden görebilirsiniz. Kale dedim ama pek de bir şey kalmamış kaleden geriye. Gök Medrese ise 2011 yılındaki ziyaretimiz sırasında tadilat nedeni ile kapalıydı. Ya da inşaat diyelim biz buna. Yine de kapısının önüne gelip bir kaç kare fotoğraf çekebildik.

Şehir merkezinde görülmesi gereken bir başka yapıda Taşhan. Ancak bu yapı da 2011 yılında tadilatta olduğu için sadece kapısından içeri şöyle bir bakabildik. Sanırım içerisine dükkanlar yapılarak kullanıma açılacak. İki katlı oldukça estetik bir bina. Bittiğinde yıkılarak yok olması yerine güzel bir küçük çarşı olur umarım.

Sivas’da görülecek yerleri özetlemeye çalışdım kısaca. Ancak buraya kadar gelmişken görülmesi gereken öyle bir eser var ki orada saatlerce kalabilirsiniz. Divriği Ulu Camii yanına yaklaştığınızda sizi kendine çekip bırakmayacak bir baş yapıt. Bir camii ve bir Darülşifa yanyana inşa edilmiş. Yapımına 1228’de başlanıp 1229’da bitirilmiş. Darülşifanın orta yerinde bir havuz ve etrafında odalar yer alıyor. Bu odalarda değişik tedaviler için gelen hastalar bir süre kalırlarmış ve bu havuzdaki su sesiyle tedavi olurlarmış. Öyle bir sistem ki her tarafdaki odaya akustik nedeni ile farklı sesler gidiyormuş. Diyecek kelime yok muhteşem bir eser.

Caminin bir kaç  ve medresenin bir giriş kapısı var. Ancak her bir kapıda öylesine derin anlamları olan motifler var ki hepsini tek tek öğrenmek oldukça uzun zaman alıyor. Bu muhteşem eser 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine alınmış. Alınmaması düşünülemezdi zaten. Ancak bu yapıda bir rehber yok caminin imamı ve güvenlik görevlisi gelenlere yardımcı oluyorlar. Her ikisi de görevlerini fazlasıyla yapıyor en ince detayına kadar yapının tüm motiflerini ve tarihini anlatıyorlar. Sivas’dan Divriği’ye gitmek için aracınız yoksa en iyi yol Doğu Ekspresi trenine binmek. Hem bol fotoğraflık yerlerden geçiyorsunuz hemde tren yolculuğu çok keyifli. Her sabah 06:00 civarında Sivas merkezden geçiyor ve birkaç sonunda Divriğ’e ulaşıyor. Ancak son dönemde Anadoluya giden trenlerin kaldırılması ile bu tren Ankara’dan kalkar mı bilemiyorum.

Sivas’da ne yenir nerede kalınır sorusuna gelince. Peskütan Çorbası (yoğurt, mercimek, buğday),  Sivas Köftesi, Patatesli Hingel ve Demirhindi Şerbeti (karanfil, tarçın,zencefil, demirhindi) deneyebileceğiniz yiyecek ve içecekler. Ayrıca otantik bir mekanda çay, kahve içmek istiyorsanız Çerkezin Yerini sorun. Sivas’da konaklama için Polis Evi’ni tavsiye ederim. Oldukça temiz ve kış aylarında sıcacık. Sivas halkına gelince oldukça yardımsever ve misafirperver oldıklarını söylemeliyim. Gittiğimizde adeta törenle karşılandık ve törenle uğurlandık.

Sivas Gezi Rehberi

Yıllardır hep merak ettiğim bir şehirdi. Ancak Sivas’ı daha bir değişik canlandırmıştım kafamda. Bana göre çok…

azgezmis.com

Yorumlar

  • Sivas Türkiye’nin en güzel şehri herkesin görmesi gereken bir yer.

  • Tebrik ederim, güzel bir gezi olmuş ama Divriği Konaklarını, kalesini kale camii’ni, kiliseleri atlamışsınız :) inşallah bir başka yazı da okuruz. Öte yandan merkezde Aziz Vlas’ın mezarı ilginçtir hemen Gök Medrese’nin yanındadır. Yine Üçlerbey Karakolu’nun hemen yanı başındaki Roma kalıntılarını da fotoğrafladıysanız lütfen yazın, zira bunlar neredeyse yok olma tehlikesi ile karşı karşıyalar.

    • Divriği Konakları konusunda haklısınız burada en çok ilgimi çeken eseri anlatmakla yetindim. Divriği küçük bir yer olduğu için gidenler mutlaka konakları görecektir. Sivas’da ise yazdıklarım gördüklerime ait. Bir şehirde her yeri görüp gelemiyor insan malesef. Sizler yazıyı sonrasında yorumlarınızla tamamlamış oluyorsunuz.

  • Ellerinize sağlık çok güze bir yazı olmuş…

  • Zehra ben Divriğiliyim, yıllarca memleket diye gitmiştim ama 3 sene önce fotoğraf çekmek için özellikle gittim ve gereçkten o zaman hayran kaldım, tren bambaşka bişey, Divriği hala Anadolu’da kimliğini yapısını düzenini değiştirmemiş küçük bir kasaba… Ama maalesef bakırcılar , semerciler, eskisi gibi fazla yok, tek tük kalmış… Köylerine beraber gidelim Azgezmişler ile :)) sevgiler…

    • Oya selam,
      köylerini biliyorsan tabiki gidelim :) Divriği gerçekden sevimli güzel bir yer. Trenle ulaşmak ayrı bir keyif.

Yorumunuz?